![]()
Ankara'nın Başkent Olması
Çok Partili Rejim Denemeleri
Cumhuriyetin İlanı
Halifeliğin Kaldırılması
Türkiye'nin Yeniden İdari Teşkilatlanması
Saltanatın Kaldırılması
![]()
27 Aralık 1919'da Temsil Heyeti'nin Ankara'ya gelmesi ile, bu
şehir Millî Mücadele'nin karargâhı olmuştu. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin Ankara'da açılmasıyla yeni Türk devletinin temelleri atıldı.
Kurtuluş Savaşı buradan yönetildi. Böylece Ankara, fiilen başkent durumuna
geldi.
Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasından sonra. İtilâf Devletleri'nin
askerleri İstanbul'dan çekildiler. İstanbul'un işgalden kurtulması ile yeni
devletin başkentinin neresi olacağı tartışılmaya başlandı. Bazı kişiler
İstanbul'un başkent yapılmasını istiyorlardı. Ancak meclisin Ankara'da açılması,
buraya fiilen hükümet merkezi olma niteliği kazandırmıştı. Ayrıca Ankara,
Türkiye'nin merkezinde, askerî ve coğrafî özellikleriyle başkent olabilecek
konumdaydı.
İsmet Paşa (İnönü), bir kanun teklifi hazırlayarak Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı'na sundu. "Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara'dır."
şeklindeki bir maddelik kanun teklifi kabul edildi (13 Ekim 1923). Kanunun
yürürlüğe girmesiyle Ankara yeni Türk devletinin başkenti oldu.
İnsanların düşüncelerini açıklayabilmeleri ve başkalarının
haklarına da saygı göstererek inandıkları gibi yaşamaları, ideal bir toplum
düzeninin başlıca şartıdır. Bu ise ancak hür ve demokratik bir sistem içinde
gerçekleştirilebilir.
Türk milletinin mutluluğunu sağlamayı başlıca amaç edinen Mustafa Kemal,
demokrasinin ülkemizde yerleşmesi için çalıştı. Demokrasilerde aynı görüş ve
düşüncedeki insanlar, siyasî partiler kurarak yönetimde söz sahibi olmaya
çalışırlar. Siyasî partiler demokratik rejimlerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu
konuda da Mustafa Kemal Paşa, milletine önderlik etti. Kendisi bir parti kurup,
çok partili siyasî hayata geçişi teşvik etti. Çok partili rejimde hükümeti kuran
parti veya partiler, muhalefet partileri tarafından denetlenir.
Mustafa Kemal Paşa'nın en büyük arzusu demokrasinin ülkemizde tam olarak
yerleşmesi idi. Bu sebeple ülkede çeşitli partilerin kurulmasını istiyordu.
Mustafa Kemal Paşa, daha Erzurum Kongresi sırasında, zaferden
sonra hükümet şeklinin cumhuriyet olacağını söylemişti. 23 Nisan 1920'den beri
Türkiye'yi idare eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millî egemenlik
esasına dayanıyordu. Bu, adı konulmamış bir cumhuriyet yönetimiydi. 20 Ocak 1921
tarihli anayasada "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir." deniliyordu. Bu,
yeni rejimin ilân edilmemiş bir cumhuriyet olduğunu gösteriyordu.
Cumhuriyetin ilânının önündeki en büyük engel saltanattı. 1 Kasım 1922'de
saltanatın kaldırılmasıyla bu engel aşıldı.
Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanmasında tarihî bir görev yapan birinci
dönem TBMM üyeleri, yeni seçim kararı alarak dağıldı (l Nisan 1923). Yeni
seçimlerin yapılmasından sonra TBMM ikinci dönem çalışmalarına başladı. Yeni
kurulan meclis, Lozan Barış Antlaşması'nı onayladı. Böylece millî bağımsızlık
tam olarak gerçekleşmiş oldu.
23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı sırada yeni Türk
devletinin adı henüz konulmamıştı. Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti adını taşıyor, meclis başkanı hükümet başkanlığı da yapıyordu. Bu
sistem içinde devlet başkanlığı boş görünüyordu. Şimdi, yürürlükte olan siyasî
rejime uygun devlet şeklini bulmak zorunlu hâle gelmişti. Millî Mücadele
Dönemi'ndeki, olağanüstü şartların bir ürünü olan meclis hükümeti sistemi de
artık işlemez olmuştu. Bu sistemde, Bakanlar Kurulunun her üyesi için ayrı ayrı
oylama yapılırdı. Bu durum ise hükümet kurulmasını zorlaştırıyordu.
25 Ekim 1923'te hükümetin istifasıyla bir bunalım ortaya çıktı. Bu olay
Mustafa Kemal Paşaya, cumhuriyeti ilân etmek için beklediği fırsatı verdi. 28
Ekim 1923 akşamına kadar hükümetin kurulamaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa,
Çankaya Köşkü'nde arkadaşlarına "Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz." diyerek
fikrini açıkladı. O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası'nın bazı
maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. "Türkiye Devleti'nin hükümet
şekli cumhuriyettir." hükmünün yer aldığı tasarı üzerinde TBMM'de yapılan
konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilânı kabul edildi. "Yaşasın cumhuriyet!"
sesleri arasında alkışlarla cumhuriyet ilân edildi (29 Ekim 1923).
Bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Yapılan gizli oylamada 158
milletvekilinin tamamının oyunu alan Gazi Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından
yeni Türk devletinin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Bunun üzerine kürsüye gelen
Mustafa Kemal, yaptığı konuşmasını "Türkiye Cumhuriyeti mesut, başarılı ve
muzaffer olacaktır." sözü ile bitirdi. Böylece devletin adı ve rejimiyle ilgili
tartışmalara son verildi. Devlet başkanlığı konusu çözüme kavuştu. Hükümetin
kurulma şekli yeniden düzenlendi. Buna göre; cumhurbaşkanı başbakanı atayacak,
başbakan da bakanlarını seçip cumhurbaşkanının onayına sunacaktı. Bu
uygulamayla, meclis hükümeti sistemi yerine parlamenter rejime geçilmiş oldu.
İlk hükümeti kurmakla İsmet Paşa görevlendirilmişti. Böylece Türk Milleti'nin
tarihinde yeni bir devir açılıyordu.
Türk milletinin yapısına en uygun idare şekli olan cumhuriyet rejimine sahip
çıkmak ve onu yaşatmak, hepimizin başlıca vatandaşlık görevidir.
Hz. Muhammed, hem İslâm dininin peygamberi hem de kurduğu ilk
İslâm devletinin devlet başkanı idi. Onun ölümünden sonra yerine geçen devlet
başkanlarına halife denmiştir.
İlk dört halife, seçimle iş başına geldiler. Emevîler zamanında halifelik
babadan oğula geçen bir saltanat hâline geldi. Bu durum Abbasîler zamanında da
devam etti. İslâm dünyasında başlangıçta bir tek halife var iken, Abbasîlerin
zayıflamasıyla birden fazla halife ortaya çıktı. Abbasîler, Müslümanlar üzerinde
egemenliklerini sürdürebilmek için, halifeliğin dinî yönüne ağırlık verdiler.
Abbasî Devleti yıkıldıktan sonra Mısır'daki Memlûk Devleti, Abbasî soyundan
Ahmed'i halife ilân ederek İslâm dünyasında etkin bir hâle gelmeye çalıştı.
Osmanlı Devleti, 1517'de Memlûk Devleti'ne son vererek İslâm dünyasında büyük
ölçüde birliği sağladı. Bu tarihten sonra Osmanlı padişahları da halife unvanını
kullanmaya başladılar. Özellikle Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında bu makama
büyük bir önem verildi. Halifeliğin siyasî gücünden faydalanılmak istendi. Buna
rağmen devletin yıkılışı önlenemedi.
Milliyetçilik ve millî egemenlik fikri üzerine kurulmuş olan yeni Türk
devletinin yapısıyla saltanat ve halifeliği bağdaştırmak mümkün değildi.
1 Kasım 1922'de saltanat ve halifelik birbirinden ayrılarak saltanat
kaldırıldı ve halifeliğin yetkileri dinî konularla sınırlandırıldı. Vahdettin'in
ülkeyi terk etmesinden sonra, Osmanlı sülâlesinden Abdülmecit Efendi, TBMM
tarafından halife seçildi. Kendisine sadece Müslümanların halifesi unvanını
kullanması bildirildi. Halife olan Abdülmecit Efendi'nin, zamanla hükümetin
talimatlarının dışına çıktığı görüldü. Kendisini devlet başkanı gibi görmeye
başladı. Bu durum ise yeni rejim için bir huzursuzluk kaynağı oluyordu. Buna
karşı derhal tedbir alınması gerekiyordu. Ayrıca Türkiye'de gerçekleştirilmesi
düşünülen inkılâpların yapılabilmesi için halifeliğin kaldırılması zorunlu idi.
Diğer taraftan Mustafa Kemal Paşa, halifeliğin yabancı güçler tarafından
aleyhimize kullanılmasından endişe ediyordu.
Bu sebeplerden dolayı, Mustafa Kemal Paşa 1924 yılında halifeliğin
kaldırılmasına karar verdi, l Mart 1924 tarihinde yaptığı Türkiye Büyük Millet
Meclisini açış konuşmasında, bu düşüncesini açıkladı. 3 Mart 1924'te TBMM'de
kabul edilen bir kanunla halifelik kaldırıldı.
Halifeliğin kaldırılmasıyla, lâik düzenin kurulması yolunda önemli bir adım
atıldı. Aynı zamanda saltanat ve hilâfet yanlılarının dayandığı en önemli güç
odağı ortadan kaldırılmış oldu.
Türkiye'nin idarî yapısı, 1921 ve 1924 anayasalarına göre
düzenlendi.
1924 Anayasasının 89. ve 105. maddeleri illerin yönetimini kapsıyordu.
Ülke; iller, ilçeler, bucaklar ve köyler şeklinde yönetim birimlerine ayrıldı.
Bu yönetim bölümlerinin başına merkezden yöneticiler atandı. İller valiler,
ilçeler kaymakamlar, bucaklar da bucak müdürleri tarafından yönetilmeye
başlandı. Bu yöneticilerin yaptığı bütün işler, hükümetin onayına bağlı idi.
Bu yeni düzenleme ile hem inkılâpların ülkenin her yerine yayılması hem de
hizmetlerin en iyi bir biçimde götürülmesi amaçlanmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması ile birlikte Türk
tarihinde yeni bir dönem başlamıştı. 20 Ocak 1921'de kabul edilmiş olan
anayasada, egemenliğin millete ait olduğu belirtilmişti. Ancak bu tarihlerde
Kurtuluş Savaşı devam ettiğinden, saltanatın kaldırılması için şartlar uygun
değildi.
İtilâf Devletleri, Lozan Barış Konferansına, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti ile birlikte İstanbul Hükümeti'ni de davet ettiler. Osmanlı Hükümeti bu
daveti kabul etti. Galip devletler bu davranışlarıyla, Türkler arasında ikilik
çıkararak, menfaatlerini daha iyi savunacaklarını düşünüyorlardı. Osmanlı
Hükümeti'nin konferansa katılma arzusu, millî mücadelenin ruhuna ve anayasaya
aykırı idi.
Bu durum, Mustafa Kemal Paşa'nın saltanatın kaldırılmasıyla ilgili
düşüncelerinin haklılığını bir defa daha ortaya koydu. Aynı zamanda saltanatın
kaldırılması için haklı bir gerekçe oldu. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
tartışıldı. Mustafa Kemal Paşa bir konuşma yapıp, milletin kendi gayretiyle
hakimiyeti ele aldığını ve saltanatın kaldırılmasının gerekliliğini belirtti.
1 Kasım 1922'de kabul edilen bir kanunla, halifelik ve saltanat birbirinden
ayrılıp, saltanat kaldırıldı. Böylece, Osmanlı Devleti hukukî olarak sona ermiş
ve Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiştir.
Saltanatın kaldırılması ile, İstanbul'daki Osmanlı Hükümeti istifa etti. Son
padişah Vahdettin, 17 Kasım 1922'de İngilizlere sığınıp İstanbul'u terk etti.
Bunun üzerine Osmanlı sülâlesinden Abdülmecit Efendi, Büyük Millet Meclisi'nin
kararı ile halife seçildi.