![]()
Eğitimde Göz Önünde Bulundurulacak İlkeler
Eğitim Politikası
Milli Eğitim Sisteminin Esasları
Türk Milli Eğitim'in Önemi
Milli Eğitim
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Medreselerin Kaldırılması
Yeni Türk Harflerinin Kabulü
![]()
Türk millî eğitim politikasının başarılı olabilmesi, Türkiye
Cumhuriyeti'nin dayandığı temel ilkelerin, eğitim sisteminde başarılı bir
şekilde uygulanması ile mümkündür. Bu ilkeler; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik,
Halkçılık, Lâiklik, Devletçilik ve İnkılâpçılıktır.
Eğitimin yaygınlaştırılması, bilgisizliğin ortadan kaldırılması, lâik
esaslara göre belirlenmesi, Türk eğitim politikasının üzerinde önemle durduğu
konulardır.
Eğitim politikası, devletimizin dayandığı temel ilkelere uygun olmalıdır.
Cumhuriyetçilik ilkesine uygun olarak, cumhuriyetin en iyi yönetim biçimi olduğu
öğretilmelidir. Bu sayede demokrasimiz gelişip güçlenecektir. Eğitimde
milliyetçilik ilkesi, Türk milletini sevmeyi, millî çıkarlarımızı savunmayı,
millî birlik ve beraberliğimizi korumayı Öğretir. Halkçılık ilkesi ile eğitimin
yaygınlaştırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması amaçlanır.
Lâik eğitimle, din ve vicdan hürriyeti sağlanır. Devletçilik ilkesi, eğitimin
devlet kontrolünde olması, planlanması ve denetlenmesini öngörür.
Eğitimde uygulanacak inkılâpçılık ilkesi de yeniliklere açık, toplumun
ihtiyaçlarına göre gelişen bir eğitim verilmesi demektir.
Eğitimde tespit edilen amaçlar ile bu amaçları
gerçekleştirmek için takip edilen yola, eğitim politikası denir.
Eğitim, millî ve çağdaş olmalıdır. Atatürk eğitimin millî olması gerektiğini
şöyle açıklar: "Bir millî eğitim programından bahsederken, eski devrin
hurafelerinden ve yaradılış niteliklerimizle hiç ilgisi olmayan yabancı
fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî
karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü millî
dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilir. Herhangi
bir yabancı kültür şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı
sonuçlarını tekrar ettirebilir."
Bir ülkenin kalkınmasının ancak çağdaş bir eğitimle mümkün olacağını da büyük
Önder şu sözü ile açıklar: "Türk milletine gideceği yolu gösterirken dünyanın
her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanalım."
Millet olarak varlığımızı devam ettirebilmemiz, ancak millî bir eğitimle
mümkündür. Türk milletinin, millî, ahlâkî, manevî ve kültürel değerleri, millî
eğitimle korunur ve geliştirilir.
Millî eğitim sistemimizin gözeteceği esaslar, Atatürk'ün
eğitim hakkındaki şu görüşlerine dayanır: "Millî eğitim programımızın temel
taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde
duran bîr şey ise geriye gidiyor demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok
etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan toplumsal hayatta bizzat faal ve
faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lâzımdır. Bu da ilk ve orta öğretimin
uygulamalı bir şekilde olmasıyla mümkündür."
Buna göre millî eğitim sistemimizin planlanmasında ve uygulanmasında
devletimizin dayandığı ilkelere uygun olarak şu esaslar gözetilmelidir:
- Öğretim birliği.
- Karma eğitim.
- Eğitimin yaygınlaştırılması.
- İlköğretimin zorunlu ve parasız olması.
- Öğretimde teori ve uygulamanın birlikte yürütülmesi.
- Öğretim programlarının sosyal hayatın ihtiyaçlarını ve çağın gereklerini
karşılaması.
- Öğretim programlarının millî ve bilimsel olması.
- Eğitim ve öğretimde disiplin ilkesi.
- Eğitimde öğretmenin önemi ve rolü.
Öğretim Birliği
Atatürk, ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasının öğretim birliği
ile gerçekleşeceğine inanıyordu. Bu sağlanmadan sosyal bütünleşmenin ve
çağdaşlaşmanın mümkün olmayacağı inancındaydı. Ülkede yeni okulların yanı sıra
medreseler de vardı. Bu durum eğitimde bölünme ve ikilik oluşturuyordu. Bu
yüzden ülkede öğretim birliğinin sağlanması için gerekli çalışmaları
başlatmıştır. Atatürk'ün başlattığı bu çalışmalar olumlu sonuçlar vermiştir.
Karma Eğitim
Atatürk kadınların sosyal ve ekonomik hayatta aktif rol alması gerektiğini
düşünerek "bir milletin erkeği ve kadını ile bir bütün oluşturduğunu, kadınların
da yüceltilmesiyle bir milletin yücelebileceğini" savunmuştur.
Atatürkçülükte; Türk Milleti'nin kalkınabilmesi için kadın ve erkeğin eşit
şartlar altında çalışması şarttır. Bunu gerçekleştirmek için eğitimin bütün
kademelerinde kız ve erkek çocukların eşit olarak karma bir eğitim görmeleri
sağlanmıştır.
Eğitimin Yaygınlaştırılması
Devletin başlıca görevlerinden biri, eğitimin geniş halk kitleleri arasında
yaygınlaştırılması ve bilgisizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Atatürk'e göre,
millî eğitim ışığı memleketin en derin köşelerine kadar ulaşıp yayılmalıdır.
Bilgisizlik yok edilmeli, eğitim yetişkinleri de kapsamalıdır. Atatürk bunun
önemini ve gereğini şöyle açıklamıştır: "Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle
ulaşamayız. Çocuklar geleceğindir... Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları
yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır
ki yetiştirecekleri çocukları bu millete ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı
olabilecek şekilde yetiştirsinler." Bilgisizliği ortadan kaldırmak için eğitimin
yaygınlaştırılması gerekir. Bunun sağlanabilmesi için yaygın bir eğitim sistemi
kurularak bütün vatandaşların okur-yazar hâle getirilmesi gerekmektedir.
İlköğretimin Zorunlu ve Parasız Olması
Bir milletin çağdaşlaşmasında, bütün vatandaşların okuma yazma bilmesinin
büyük bir rolü vardır. Bu sebeple, ülkede herkesin ilköğretimde eğitim-öğretim
görmesi ve ilköğretimin parasız olması hedeflenmiştir.
Öğretimde Teori ve Uygulamanın Birlikte Yürütülmesi
Atatürk, öğretimde teori ve uygulamanın birlikte yürütülmesini hedeflemiştir.
Atatürk bu amacını 1937 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açış
konuşmasında şöyle açıklar: "Büyük davamız, en medenî ve müreffeh millet olarak
varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de
temelli inkılâp yapmış olan büyük Türk Milleti'nin dinamik idealidir. Bu ideali
en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek
mecburiyetindeyiz." Bu teşebbüste başarı ancak iyi bir plânla ve verimli bir
şekilde çalışmakla mümkün olur.
Öğretim Programlarının Sosyal Hayatın İhtiyaçlarını ve Çağın
Gereklerini Karşılaması
Bir toplumda eğitimin başarılı olabilmesi, öğretim programlarının sosyal
hayatın ihtiyaçlarını ve çağın gereklerini karşılaması ile mümkündür. Bu anlamda
eğitim, yalnızca bilgi vermeye ve ezberciliğe dayalı olmamalıdır. Hayata ve
beceri kazandırmaya yönelik olmalıdır. Deney yapma imkânı sağlamalı, bilgisayar
kullanımına önem vermelidir. Bu konuda ileri ülkelerin ulaştığı çağdaş eğitim
yöntemleri ve donanımı kullanılmalıdır.
Öğretim Programlarının Millî ve Bilimsel Olması
Atatürk'e göre eğitim programları her şeyden önce millî olmalıdır. Çünkü,
Türk Milliyetçiliği temelleri üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza
kadar yaşaması buna bağlıdır. Türk çocukları millî bilinç ile yetişirse, Türk
Devleti'nin ve Milleti'nin geleceği de güvence altına alınmış olur. Bunun
yanında eğitim ve öğretim programları temel ve uygulamalı bilimlere, araştırmaya
önem veren, bilim alanındaki en yeni gelişmeleri göz önünde tutan bilimsel
esaslara göre düzenlenmelidir.
Eğitim ve Öğretimde Disiplin İlkesi
Atatürk'e göre eğitim ve öğretimin başarısı disipline bağlıdır. 1925 yılında
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açış konuşmasında görüşünü şöyle açıklamıştır:
"Hayatın her çalışma safhasında olduğu gibi özellikle öğretim hayatında
disiplin, başarının esasıdır. Müdürler ve öğretim kadroları disiplini sağlamaya
ve öğrenci disipline uymaya mecburdurlar." Eğitimde beklenenlerin
gerçekleşmesinde öğretmenlere büyük görev düşmektedir.
Eğitimde Öğretmenin Önemi ve Rolü
Atatürk, eğitim alanında başarıyı etkileyecek en önemli unsurun öğretmenler
olduğunu görmüştür. Öğretmenlik mesleğine lâyık olduğu değeri vermiştir.
Başöğretmen Atatürk, Öğretmenlere "Sizin başarınız cumhuriyetin başarısı
olacaktır." diyerek ülkenin geleceği için öğretmenlerin güvence kaynağı
olacağını belirtmiştir.
Toplum hayatına uyum sağlama, kişilik kazanma, iyi bir insan
ve iyi bir vatandaş olma ancak iyi bir eğitim sayesinde olur. Toplumsal bir
ihtiyacın karşılanması olan eğitim, bir devlet hizmetidir. Her ülkenin eğitim
sistemi, o ülkenin geleceğini ilgilendirir. Bu sebeple genç kuşaklar, toplumun
ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yönlendirilir ve eğitilirler.
Gençlerin eğitimiyle ilgili olarak Atatürk şunları söylemiştir: "Yetişecek
çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk
önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî
geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir.
Dünyada milletlerarası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevî
unsurlara sahip olmayan kişilere ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara
hayat ve bağımsızlık yoktur."
Atatürk'ün eğitim konusunda üzerinde önemle durduğu bir başka husus,
insanların inançlarında ve düşüncelerinde özgür hâle gelmeleri idi. İlerleme ve
yenileşme, bilimde ve teknikteki gelişmelere açık olmakla mümkündür.
Büyük Önder, öğretmenlere seslenirken "Hiçbir zaman hatırımızdan çıkmasın ki
cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." diyerek
kararlarını özgürce verebilen ve yeniliklere açık nesiller yetiştirmenin önemini
dile getirmiştir.
Eğitim, bir insanın kabiliyet ve davranışlarını geliştirmek,
toplumun iyi değerlerini benimsetmek için yapılan işler ve uygulanan yollardır.
Millî eğitim, bir milletin genç nesillerini o milletin maddî ve manevi
değerlerinin gösterdiği hedefler içinde, ideal insan tipi olarak, yönlendirme ve
yetiştirmedir. Eğitimin konusu insandır. Eğitime önem veren toplumlar, huzur ve
kalkınma için gereken en önemli yatırımı yapmış sayılırlar. İyi bir vatandaş,
ancak iyi bir eğitim sayesinde yetiştirilebilir.
Eğitimde geri kalan toplumlar, gelişme ve ilerleme sürecini yakalayamazlar.
Ailede başlayan eğitim, okullarda devam eder ve insan hayatının her dönemini
kapsar. Eğitim, bir ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında en önemli
unsurdur. Ülke kalkınması, ancak eğitimde birlik sağlanması ile
gerçekleştirilebilir.
Her yenileşme hareketinin başarısı, eğitim alanındaki başarıya bağlıdır.
Kalkınmanın, akıl ve bilimin önderliğinde gerçekleşeceğine inanan Atatürk, millî
eğitime büyük önem vermiştir.
Hiçbir devlet kurucusu Atatürk kadar eğitime önem vermemiştir. Atatürk bir
sözünde "Maarif vekili olarak, millî irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük
emelimdir." demiştir. Başka bir konuşmasında "Eğitimdir ki bir milleti ya hür,
müstakil, şanlı, âli bir heyeti içtimaiye hâlinde yaşatır veya bir milleti
esaret ve sefalete terk eder." diyerek eğitime verdiği önemi dile getirmiştir.
Memleket sorunlarının çözümü ancak iyi bir eğitimle mümkündür. Eğitim ve
öğretimdeki gelişme düzeyi bir toplumun kalkınmışlığının aynasıdır.
Eğitim, çağdaş ve millî değerlere bağlı olmalıdır. Millî değerlerden yoksun bir
eğitim, millî birlik ve beraberliğin kurulmasını zorlaştırır. Geri kalmışlık
zincirini kırmak, Atatürk'ün gösterdiği hedefler doğrultusunda çağdaş ve
tarihini unutmayan nesiller yetiştirmekle mümkün olur.
Atatürk, eğitimin yabancı fikirlerden, etkilerden uzak ve millî değerlerimize
uygun olmasını istemiştir. Bu konuyu "Bugüne kadar izlenen eğitim ve öğretim
yöntemlerinin milletimizin tarihsel gerilemesinde en önemli etken olduğu
kanısındayım. Onun için ulusal bir eğitim programından söz ederken eski devrin
boş inançlarından, toplumsal yapımızla hiç de ilgisi olmayan yabancı
fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen tüm etkilerden tamamen uzak, ulusal
özelliklerimizle ve tarihimizle uyuşabilen bir kültür kastediyorum." sözleriyle
belirtmiştir.
Eğitimin çağdaş ve bilimsel olması gerektiği konusunda ise şunları
söylemiştir: "Evet, milletimizin siyasal ve toplumsal hayatında, milletimizin
zihinsel eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde, okulun
vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk
şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir. Gözlerimizi kapayıp tek
başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Yurdumuzu bir çember içine alıp dünya ile
ilişkisiz yaşayamayız. Tersine, gelişmiş ve yükselmiş bir ulus olarak uygarlık
alanı üzerinde yaşayacağız. Bu yaşam ancak bilimle, teknikle olur. Bilim ve
teknik nerede ise oradan alacağız ve her yurttaşın kafasına koyacağız. Bilim ve
teknik için sınır ve koşul yoktur." Eğitimde kalkınma bir milletin topyekün
kalkınması demektir.
Atatürk, Kütahya ilimize yaptığı bir gezide öğretmenlere "Memleketimizi,
toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır.
Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran
irfan ordusu. Bu iki ordunun ikisi de hayatîdir. Bir millet savaş meydanlarında
ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi
ancak irfan ordusuna bağlıdır." diye seslenerek eğitimin bir milletin
hayatındaki önemini belirtmiştir.
Bir devlet, eğitim çağındaki kuşaklara, iyi ve kötüyü, kalkınmayı, millî
birlik ve beraberlik ülküsünü ancak eğitimle verebilir. Eğitimine önem vermeyen
milletlerin kalkınmaları mümkün değildir.
Genç kuşaklar, güçlü bir millî eğitimle, gerektiğinde millî menfaatler
konusunda kendi çıkarlarını hiçe sayan, her türlü fedakârlığı yapmaya hazır bir
ruhla yetiştirilmelidir.
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, diğer kurumlar gibi
eğitim kurumları da büyük bir çöküntü içinde idi. Osmanlı Devleti'ndeki eğitim
kurumları olan medreseler, Kuruluş ve Yükseliş dönemlerinde gerek eğitim
kadrosu, gerekse programları bakımından çok ileri bir seviyedeydi.
Fakat 17. yüzyıldan itibaren, devletin diğer kurumlarındaki gerilemeye paralel
olarak eğitim kurumları da geriledi.
Devletin yıkılışını önlemek amacıyla yapılmaya başlanan yenilikler
çerçevesinde, eğitim kurumları da yeniden düzenlendi. 18. yüzyılın sonlarında
ordunun subay, teknik eleman ve doktor ihtiyacını karşılamak üzere, çağın
gereklerine uygun okulların açılmasına başlandı. Tanzimat Dönemi'nde, askerî
okullardan başka, Avrupa'dakilere benzer modern eğitim kurumları açıldı. Medrese
ve modern devlet okulları dışında, kendi dillerinde eğitim yapan azınlık ve
yabancı okulları da vardı. Bu okullarda okutulan farklı dersler sebebiyle ayrı
duygu ve düşünce, değişik kültür ve davranışa sahip insanlar yetişti. Bu
uygulama, ülkede millî kültürün gelişmesine büyük ölçüde engel olmaktaydı. Bu
sebeple millî bir kültür oluşturulamıyordu.
Kurtuluş Savaşı'nın amacı millî birliğin sağlanması ve çağdaşlaşma olduğu
için, Osmanlı eğitim sistemi devam ettirilemezdi. Daha Kurtuluş Savaşı
yıllarında Mustafa Kemal, eğitim konusunda da çalışmalara başlamıştı. 16 Temmuz
1921'de yaptığı bir konuşmada millî kültürün önemi ve gerekliliğinden
bahsederek, eğitim ve kültür konusundaki bölünmüşlüğün kaldırılmasını savundu.
Osmanlı Devleti'nde var olan, mektep-medrese ayrımının kaldırılacağını söyledi.
Eğitimin yaygınlaştırılarak bilgisizliğin yok edilmesi gerektiğini vurguladı.
Büyük zaferden sonra çağdaş bir eğitim sisteminin kurulması için
düşündüklerini uygulamaya koydu. Bu amaçla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 3
Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu kabul edildi. Bu
kanunla, medreseler kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlan içindeki bütün
okullar, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Böylece eğitim kurumlarının bir
çatı altında toplanması ve eğitimin millî bir nitelik kazanması sağlandı.
2 Mart 1926'da maarif teşkilâtı hakkındaki kanun kabul edildi. Bu kanunla
lâik eğitime uygun, ilk ve ortaöğretim programlan belirlendi. Eğitim hizmetleri,
modern bir hâle getirildi. Bundan sonra millî ve lâik eğitimi yaygınlaştırmak
için, hızla ilkokullar, ortaokullar, liseler ve yüksek okullar açıldı. Bunların
yanı sıra meslek okulları da açıldı. İlkokul zorunlu hâle getirildi.
Eğitim ve öğretimde çağdaş ülkeler seviyesine çıkmak için yeni programlar
geliştirildi. Atatürk, Türkiye'de millî eğitimin kuruculuğunu da yapmış oldu.
Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli inkılâplarından birisi de
Harf İnkılâbı'dır.
Türkler, tarih boyunca değişik alfabeler kullanmışlardır. Türklerin kullandığı
ilk alfabe, Göktürk Alfabesi'dir. Bu alfabe aynı zamanda ilk millî alfabemizdir.
Bundan sonra Uygur Türkleri kendilerine mahsus bir alfabe kullandılar.
İslâmiyet'in kabulünden sonra Arap Alfabesi kullanılmaya başlandı. Arap
harfleri, Türk Dili için uygun değildi.
İlerlemenin önündeki en büyük engel cehaletti. Milleti bu durumdan kurtarmaya
kararlı olan Mustafa Kemal, kurtuluşun yolunu da şu sözü ile gösterdi: "Büyük
Türk milleti, cehaletten az emekle kısa yoldan ancak; kendi güzel ve asil diline
kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak
Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir."
Okur-yazarlığı yaymak ve cehaleti kısa zamanda gidermek için, Atatürk'ün
emriyle bir komisyon kurulup yeni Türk alfabesi hazırlandı. Harf İnkılâbı'nın
ilk müjdesini Mustafa Kemal 8 Ağustos 1928'de, İstanbul'daki Sarayburnu
Parkı'nda halka şöyle duyurdu: "Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli zengin dilimiz
yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. ... Yeni Türk harflerini çabuk
öğrenmelidir. Vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu
vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken
düşününüz ki bir milletin, bir toplumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde
sekseni bilmezse, bundan insan olanlar utanmalıdır."
Bundan sonra yeni Türk harflerinin yaygınlaştırılması için bir seferberlik
başlatıldı. Başöğretmen Atatürk, yurt seyahatine çıkıp, kara tahta başında yeni
Türk harflerini vatandaşlara öğretti. Ankara'da toplanan öğretmenler birliği
kongresinde, öğretmenler, Atatürk'ün açtığı bu yeni yolda sabırla
çalışacaklarına ant içtiler. Üç ay gibi kısa bir zamanda inkılâp gerçekleşti,
1 Kasım 1928'de, yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanun, Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Kanunun kabul edilmesinden sonra geniş
halk kitlelerine okuma yazma öğretmek üzere "Millet Mektepleri" açıldı.
Atatürk, Millet Mektepleri Başöğretmeni ilân edildi (24 Kasım 1928).
Böylece, eğitim ve kültür hayatımızda yeni bir dönem başlamış oldu.